Sukut lügatından bir nazar bana
Seni yansıtmayan her “şey” körimiş
Bir düşün içinde kendinden bizar
Sana eğ’rilmeyen her dil lalimiş
Haziran 19, 2008 2:51 pm (Şiirlerim)
Sukut lügatından bir nazar bana
Seni yansıtmayan her “şey” körimiş
Bir düşün içinde kendinden bizar
Sana eğ’rilmeyen her dil lalimiş
Haziran 19, 2008 1:16 pm (Şiirlerim)
| Gönül-lü-süz- Ülkem *
Doğrulmak ister gibi düştüğü yerden Savruk kemiklerine dayanır ruhu Şuh bir oyun kırıntısı bitli itlere Kan çiçeği açar nisyan şehidin * Gönüllü- süz: ‘Gönül koymak’ deyimi ile algılıyorum |
|
Dursun Bulut |
|
Müptelası olduğumuz batı yabancı bir memlekette bir askeri ölse mezarını kendi ana yurdu bilir. Biz bırakın yaban elleri, öz be öz yurdumuzda hiç bir şahsi menfaati olmaksızın en mukaddes varlığını mukadderatın en yüce makamı bildiği şehitliğe koşarak kendisini vatanına adıyor. Ve sonrasında gülşene dönüşen bedeninin çiçekleri arasında uyuz itler arsız,pervasız,sefih dolaşıyor. Buralar tarihimizin İslamiyet öncesi ve sonrası) dokusu, kokusu ve ruhuyla bezenmiş cennetin göz kırptığı umumu muza ait yerlerdir. Çirkefliklerle kirletilmemesi gerekir.Bunu kabul etmem,edemem. |
Haziran 19, 2008 1:14 pm (Şiirlerim)
Bir Nefha-i Çoban hışşt hışşt hey hey gidik hey hey aşı taşlı gözü yaşlı şaş bakışlı bu yol nereye geder Keçiye densede bey hışşt hışşt hey hey gidik hey hey hiç gardaşsız başı karsız narı zarsız gönlü harsız Ka^mı yarsız otu sütsüz kökü kuru göğ dumansız bu yol nereye geder hışşt hışşt hey hey gidik hey hey Keçiye densede bey dili ellik gülü ellik dölü ellik yalı ellik yolu ellik gezer fellik bu yol nereye geder hışşt hışşt hey hey gidik hey hey aşı taşlı gözü yaşlı şaş bakışlı bu yol nereye geder Keçiye densede bey hışşt hışşt hey hey gidik hey hey hiç gardaşsız başı karsız narı zarsız gönlü harsız Ka^mı yarsız otu sütsüz kökü kuru göğ dumansız bu yol nereye geder Keçiye densede bey hışşt hışşt hey hey gidik hey hey hediğinin dadı yok dediğinin dadı yok güttüğünün dadı yok ayranıyın dadı yok bu yol nere geder keçiye densede bey hışşt hışşt hey hey gidik hey hey |
|
Dursun Bulut |
Haziran 16, 2008 5:05 pm (Şiirlerim)
Merhaba gülüm
Halin yok halimden
Sevginden mecalim
Gözlerin de olmasa
Olmazı içeceğim
Suları çekilmiş bir ırmak zaman
Gecesi sönmüş bir kadının
Yeşili çekilmiş güveyi sonbahar
Savrulur hatıralar bigam rüzgarlara
Kaç çırpılmış insan kıyısı biz
Kaç insana çırpınmış deniz
Kıvranıp köpürürüz böğründe anın
Çizgiler alnımızda gel gitsiz beniz
Bir ufuk çizgisi ahenksiz
Tahtında gök baht olmayan giz
Ufkun alnında sürüklenen
Renksiz ahenksiz
Merhaba gülüm
Zamanın tenha yollarında
Bigam hatıralar savrulur rüzgara
Bir aşktan terü taze arta kalan
Bir demirci örsü boynumda
Bana yakın şah damarımdan
bana kalan sonrasında
Pıhtılaşmış kan denizi kanayan
Bir kırık aynanın ortasında sen
Suları çekilmiş bir ırmak zaman
Ben kıyısı aşk kaç ruhu kuruyan
Merhaba gülüm
Yankısı Davut’tan kalan hatıralar
Boynumda bir demirci örsü
Yarınların boşluğuna
Sensizliğin yansısı
Ne örs oldum ne de
Hırpalayan ben
Narinine çekiçleyendin
Suyunu aldığım gözlerin
çeliğimi incitendin sen
Merhaba gülüm
Bağbozumu anılarda şenlik var
İçinde mayalanan kabaran çocukluğu
Kavuran gençliği
Kavrulan olgunluğu
Ve
İçine patlayan
sönmüş bir yanar dağ
Yani burda
kendine ağlayan sen var
“Yalnızlık yığınların-ın-, kalabalıkların-ın- arasından azade olarak kendi içinde çoğalışındır.”
Haziran 15, 2008 6:48 pm (Şiirlerim)
| Pusulasız zaman
Bir haneli bir milletiz Yüreğimde bir kördüğüm Özüm dedim canım dedim Aman dostum yaman dostum Aşk bu dersin vefa dersin Asır geçti asır bitti İki analı sütlenmiş Ölüm uzak köy demişler Keser sapın kesmez derler Oğlum Dursun dilim dilim Dursun Bulut ‘İki analı sütten, iki kocalı bitten ölür’ ata sözü |
|
Dursun Bulut Parkta oturmuş ihtiyar delikanlılarla sohbet ediyoruz. Nevi şahsına münhasır üslup ve ağızlarıyla okadar içten okadar samimi duygu ve düşüncelerini ifade ediyorlardıki…O geceden çıkardığım hüküm ‘yeni diye sarıldığımız şeyle eskiye giydirdiğimiz bir formdan ibaret. Özde değişen hiç bir şey yok. Mevzu beni alıp tanzimata,Gülhane hattı hümayununa,Osmanlının avrupalı dvletler arasına girdiği teranesine ve bu gün…
|
Haziran 15, 2008 6:46 pm (Şiirlerim)
| Bir Serencamı Gül
Sevdam kanatlanır zamanı derin Hebemde nakışlı ebem kuşağı Bahar var cemresi ellere düşer Kah öte kah beri bu can ne etmez Dursun Bulut |
||
|
Dursun Bulut
Misafirlerim vardı.
|
Haziran 13, 2008 8:00 pm (Şiirlerim)
Şirpençe / Miskin Aşk Serime bir gülün işmarı düştü Bahtıma talihin nişanı düştü Gamzenin yivine kurban olayım Ruhum benden uçtu canına düştü Sevdan yok yadım hep baharda gazel Aşkının ahından ölsemde güzel Kapında kuruyup olsamda gazel Gönül benden uçtu canına düştü Sevdan yok hazalım baharlar gazel Teninde gülşenim solsada güzel Bezminde şarabın dili olayım Kadehin narında ölsemde güzel Dursun Bulut |
Haziran 12, 2008 10:53 pm (Şiirlerim)
| Aşk
Aşk vermektir özü ilim ve akıl Bundan gayrı tarif curuf çar çakıl 95 |
|
Dursun Bulut |
Haziran 12, 2008 10:51 pm (Şiirlerim)
| Geceye Düşen Sitem Anne Renginde
Geceye Düşen Sitem Anne Renginde 1 Yüreğini getirdim size Çam sakızı çoban armağanı Döşleri kuru-tul-muş tabiatın Pür ten bağrından Anne nakışlı mekik dokulu Tülbentlere dürülü Zambak kokulu Ormanların lirik sükununu Getirdim Yüreğini getirdim size Çam sakızı çoban armağanı Kavruk yazılarının Boz bayırlarının En sarp yamaçlarından Umudu rüzgarlara Kekik yaprağına dürmüş Sürüsüz bir çobanın Yanık kavalından sağılan Teleme getirdim Anne nakışlı mekik dokulu Tülbentlere dürülü Zambak kokulu Yüreğini getirdim size Çam sakızı çoban armağanı Ufalanmış kayanın burçak tarlası Kınası tutmamış kekliğin Gözleri kuru dere yatağı Bir tatsız deli incir Andıza çekilen sabır Getirdim Anne nakışlı mekik dokulu Tülbentlere dürülü Zambak kokulu Yüreğini getirdim size Çam sakızı çoban armağanı Servilerin boynunda Yazmadan asma Güve düşmüş canevinde Gizli yara Can derdi cananında Bin bir karınca duası Zay’olmuş hayatlar Getirdim Anne nakışlı mekik dokulu Tülbentlere dürülü Zambak kokulu Yüreğini getirdim size Çam sakızı çoban armağanı Gönül teknesinde yoğrulmuş hamur Göğsünün tahtasında bezelenmiş çiçek Yokluk ağacından bir evrağaç Tandırında aşkın Gönülsüz pişmiş Katmer katmer kefenlenmiş Türkü türkü ağıt ağıt Gönül tandırında yakılmış Canlar getirdim Anne nakışlı mekik dokulu Tülbentlere dürülü Zambak kokulu Yüreğini getirdim size Çam sakızı çoban armağanı GÜLE DÜŞEN CEMRE KANAYAN ANNE 2 Ah Beyaz dokunuşun yok mu Nöbetlerinde varlığımın Ayaz talanı Göveren dudaklarıma Gelincik alası Parmaklarının yivinden Geceden sağılmış süt Çiğ çiğ yağmurları taşıyan rüzgar Ellerin anne Ah Beyaz dokunuşun yok mu Karanlığında yalnızlığın Çiğitleşen özlemleri Çoğalırken mezar taşları Umut kırık boy aynası Düşlerine yansıyan Aklın zarını çatlatan Nar-ı beyza Sabaha dek yıldızlarla yıkanan Gönül iklimi Ellerin anne Ah Beyaz dokunuşun yok mu Irmağın kuruduğu damla Kavuştukça çoğalan gamla Eridikçe artan ziynet Eğirdikçe aklaşan En çoktaki mutlak vahdet Emekçe nasırlaşan Sıvandıkça sırnaşılan Kozayı açtıran Güneşi gülümseyen Ellerin anne Ah Beyaz dokunuşun yok mu Yedi kat derininden başlayarak İnat zamana inat Öpsem altından ayaklarını Gümüşü kararan Dudaklar turap Berisinde yol bulamam Ötesi cennet Ellerin anne Ah Beyaz dokunuşun yok mu Bahar özlü gönlün dağlar Geceyi kıskandırır Saçlarına ağan yıldız kar Buza keser Keser karanlığı Ay düşmüş libasına Bürünen kış güneşi Gelinciklere yakılan kına Bal özü arılara Özü bal arılara Petek petek gülümseyen Kardelen Ellerin anne Ah Beyaz dokunuşun yok mu Ölgün yaz sıcağında Çavlanlarda kör düğüm saçları Yosunlara uzanan nehir Kıyı boyu tenha kahır Cıkıl taşlar sitem renginde Böğrüne böğrüne Özlem kişlenen Dölek eteklerinin yamaçları Yalnızlıkla yağlanmış kekik İncir sıcağı düşler Yeşeren gölgelere Sararır yaprakların Has zeytin duldası gülüşler Bağrına çöreklenmiş Isırgan otu dil yarası Orman sükutu tahtı Bahtı yaban zeytin gölgesi Bir el Parmak izi Ayşe Fatma Kekik kokar Aşı yapar Sürer çelik Sürgün verir Ellerin anne Ah Beyaz dokunuşun yok mu Su toprak ve kan Şafak albenisinde çocuk Başta ak Al yanakta al Pembeleşen kırmızı düş Yatağında genişleyen ırmak Suyu çekilen gözlerinde Tuza kesmiş gülüş Nasırlaşan dua Ellerin anne Ah Beyaz dokunuşun yok mu Aya hasret toprak Eksilen ormanın yanında Kızılağaç yalnızlığında Kızılcık şurubu tadında Sen ve çiçek Bahar ve bahar Al bebek gül bebek Koklanır kundak Ellerin anne Ah Beyaz dokunuşun yok mu Yazdı Nardan bir alın yazı Kar yüzlü dağ ağacı Ar kakmalı darağacı Dalda kirazdı Başı ayazdı Bir akşam vakti Kuşlar türedi Kuşlar tünedi Kuşlar yemlendi Sabır samaşıklı böğürtlene Düşen cemre Gül renginde Ellerin anne Ah Beyaz dokunuşun yok mu Yalmancına kesilmiş bir incir Göğermiş kozalaklarına süt sağar Su sızar yere Kayaların kuytuları yangın yeri Dehlizlerde demlenen Gönül teri kırık ışık Yansır eyvanında Kuruyan tohumlara Gül nar köknar Yıldızlardan sarkan ay Kef tutmuş çocuk ağzı Kuyu taş baskılı al gömlek Bar bağlamış ayva İncir ince belinden kırılmış Sütünü göğe sağar Eyvanda samanyolu Ruhu kundaklanan Uzak düş çocuk Siyaha sarkan duvar Gül nar köknar Nara sararan bahar Ellerin anne Ah Beyaz dokunuşun yok mu Bir gece ki sabahına yakın Sonu belli baştan yaşanacak zamanın Dünü inci sırma bu günü uzak Yarından daha yakın dün Eksilen anıların gözlerine bak Su kaya gölgesi ve kınında başak Ufalanan kaya kanadı kırık üveyik Göz yaşlarından arınan ölüm Kurumuş bir tüy-lü nehir Su kaya gölgesi ve kınında başak Kül kınında Düşük çocuğu harman Kışı taşınan aksak karınca Hep toprak renginde kadın Ellerin anne Ah Beyaz dokunuşun yok mu Düşlerin özlemlerin Kırık boy aynası zaman Akıl bir ölü deniz Sise boğulan Sağılırken sütü aşkın Bir ateş düşer – yakar- ruhu ferahlatan Ateş böceği oylumunca Çıngı çıngı kıvılcım Bitimsiz gecelerin deniz feneri Kayan yıldızları aşka tutulan Gök eşiğinde bekleşen Tutulmuş kandiller Sonsuz aydınlığı yolun haberi Bir habercinin kıpırtısı Muştu yüklü kelebekler Kanatlarında ay Çil düşmüş yüzüne Her çil bir haber Her haber ıslanan çöl Bekleyişin sancıları Can verir gibi Bir serçenin yürek sızısı kanayan Ellerin anne Ah Beyaz dokunuşun yok mu Ab-ı hayatla bir olan göz yaşlarına Oğul verir gibi uğuldayan başlara Çomak sokulmuş gönül kovanlarına Göz güherlerinden hayat bulanlara Analık yapmayan babasına Anasına gülmeyen sancıya Gülün dikenini törpüleyene Virgülün gamzesine nokta koyana İncir sineğini iğdiş edene Ruha açılan ölümü boğan kundağa Şafağı şaşıran horoza Horozu şaşıran şafağa Ayalarında bir deniz devinen İnci mercan bin bir lisan Mağfiret kitabının Besmelesi Ellerin anne Ah Beyaz dokunuşun yok mu Heceleri yanık kokan kentlerin Yıkıntıları arasında kül emziren Kurak geçen kış çocukları Gözleri çöl gibi bahara kanayan Üzüm gebesi vaha Serap şehirler Yaz düşü gerdeklerde Çekilen İngiliz kumaşı perde Çeyiz sandıklarında ölüm Kınası kurumamış toprak Anların kılcal damarlarında Zamanı akan çocuk Çilesi taşan nehir Ellerin anne Ah Beyaz dokunuşun yok mu Camlardan buğulanarak yalnızlığa sızan Çiseleyen kül biriken gözlerinde Nazlı olur çocuk yarası Kayan yıldızları portakal çiçekleri Dudağında kanayan ıslık Köpürtür denizleri Çiçeklerinde sıkılır suyu Güneş yanığı çocuklar Yanık tenli oyuncaklar Çocuklar oyuncaklar ve… Dudağında ninnileri kanayan Bir deniz perisi ölü renginde Bürünür yalnızlığı korkuya kıvrılarak İçinde ağaran günler ıslak Kaygıyı ışıyan güneş Kırık sokak lambaları Portakal renginde Ellerin anne İNSAN A DÜŞEN CEMRE GÜL RENGİNDE ANNE 3 Ananın şaçlarından Zaman kirmeninde Ak umutlarla geleceğe Eğrilir Çocuk Her nazarı Bin bir dua ananın Gecenin gergefine İlmek ilmek Nakşettiğidir Çocuk Zamanın tarağında An be an Kirpiklerden sağılan Ninnilerin Destan olduğu Gönül aynası gözlerde Uyku uyku renklenen Ebem kuşağıdır Çocuk Eylül vurgunu dalların Poyraz çalığı gazellerinin Hışırtıları arasında Zemheriye inat Ananınn yandığı Bahar türküsüdür Çocuk DURSUN BULUT |
|
Dursun Bulut |