Merhaba gülüm
Halin yok halimden
Sevginden mecalim
Gözlerin de olmasa
Olmazı içeceğim
Suları çekilmiş bir ırmak zaman
Gecesi sönmüş bir kadının
Yeşili çekilmiş güveyi sonbahar
Savrulur hatıralar bigam rüzgarlara
Kaç çırpılmış insan kıyısı biz
Kaç insana çırpınmış deniz
Kıvranıp köpürürüz böğründe anın
Çizgiler alnımızda gel gitsiz beniz
Bir ufuk çizgisi ahenksiz
Tahtında gök baht olmayan giz
Ufkun alnında sürüklenen
Renksiz ahenksiz
Merhaba gülüm
Zamanın tenha yollarında
Bigam hatıralar savrulur rüzgara
Bir aşktan terü taze arta kalan
Bir demirci örsü boynumda
Bana yakın şah damarımdan
bana kalan sonrasında
Pıhtılaşmış kan denizi kanayan
Bir kırık aynanın ortasında sen
Suları çekilmiş bir ırmak zaman
Ben kıyısı aşk kaç ruhu kuruyan
Merhaba gülüm
Yankısı Davut’tan kalan hatıralar
Boynumda bir demirci örsü
Yarınların boşluğuna
Sensizliğin yansısı
Ne örs oldum ne de
Hırpalayan ben
Narinine çekiçleyendin
Suyunu aldığım gözlerin
çeliğimi incitendin sen
Merhaba gülüm
Bağbozumu anılarda şenlik var
İçinde mayalanan kabaran çocukluğu
Kavuran gençliği
Kavrulan olgunluğu
Ve
İçine patlayan
sönmüş bir yanar dağ
Yani burda
kendine ağlayan sen var
“Yalnızlık yığınların-ın-, kalabalıkların-ın- arasından azade olarak kendi içinde çoğalışındır.”