Hiç Aramak

Hiç Aramak

Hayat görkemli bir dağın dik yamaçlarında yürümek gibi, Enine boyuna. Bu durumda insan için ne aşağısı vardır, ne de

yukarısı. Zelil olma ve sefihliğin çukuruna düşme kaygısı ile miraca yükselme. Erdem ve kemalatın son

noktasına,doruklara çıkma arzusu. Her ikisine de bigam. Ümit ve yeis gibi. Bir yürek iki beden birbirine eş. Varolan

yalnızca çekmeye yüksündüğümüz varlığımızdır. Bencillik midir bu? Bastığımız her noktada zamanın içinde gürültüyle

yuvarlanan,ufalanan varlığımızın en nazik değerleridir. Bizi biz yapan. Kendimiz kılan. Ziynetimizdir, akan. Kopan.

Tiyniyetimizdir. Gönül sandukamızda biriktirdiğimiz sevgi incileridir. Aşkla tutunduğumuz özlerimizden lif lif kopan sevgi

bağlarıdır. Boynumuzdaki iz, gözlerimizdeki mayhoş melüllük, su gibi titreyen bedenlerimiz aşkın gizeminden değildir

artık. Herhangi bir şey derekesindeyiizdir. Bir hiç. Edilgen Sen,ben ve biz. Yavan bulgur gibidir kavramlar artık

belleğimizde. Et,kemik, kan. Aşk,isyan ve kan. Tükeniş teğil. Çürümek. Ümitsizlik ve yeis erozyonunda kendinin

altında kalmaktır bu. Çöl serap ve vaha hangi kapıdan geçersen geç. Zamanın eskitemediği yaşanmışlıklar çölünden

gözüme kaçan bir kum tanesi miydin sen? Acının çoğaldığı serap mıydın? Çöl müydün sen? Güneşi gölgede bırakan üç

hurmalık vaha mıydın? Dünden fakı olmayan bu günün yarınları doğurmadığı bu sahrada Leylanın gönül ağacını bulmak,

mecnunun ayak izini sürmek ne mümkün.

Muhabbetle.

Dursun Bulut