Geceye Düşen Sitem Anne Renginde

Geceye Düşen Sitem Anne Renginde

Geceye Düşen Sitem Anne Renginde

1

Yüreğini getirdim size

Çam sakızı çoban armağanı

Döşleri kuru-tul-muş tabiatın

Pür ten bağrından

Anne nakışlı mekik dokulu

Tülbentlere dürülü

Zambak kokulu

Ormanların lirik sükununu

Getirdim

Yüreğini getirdim size

Çam sakızı çoban armağanı

Kavruk yazılarının

Boz bayırlarının

En sarp yamaçlarından

Umudu rüzgarlara

Kekik yaprağına dürmüş

Sürüsüz bir çobanın

Yanık kavalından sağılan

Teleme getirdim

Anne nakışlı mekik dokulu

Tülbentlere dürülü

Zambak kokulu

Yüreğini getirdim size

Çam sakızı çoban armağanı

Ufalanmış kayanın burçak tarlası

Kınası tutmamış kekliğin

Gözleri kuru dere yatağı

Bir tatsız deli incir

Andıza çekilen sabır

Getirdim

Anne nakışlı mekik dokulu

Tülbentlere dürülü

Zambak kokulu

Yüreğini getirdim size

Çam sakızı çoban armağanı

Servilerin boynunda

Yazmadan asma

Güve düşmüş canevinde

Gizli yara

Can derdi cananında

Bin bir karınca duası

Zay’olmuş hayatlar

Getirdim

Anne nakışlı mekik dokulu

Tülbentlere dürülü

Zambak kokulu

Yüreğini getirdim size

Çam sakızı çoban armağanı

Gönül teknesinde yoğrulmuş hamur

Göğsünün tahtasında bezelenmiş çiçek

Yokluk ağacından bir evrağaç

Tandırında aşkın

Gönülsüz pişmiş

Katmer katmer kefenlenmiş

Türkü türkü ağıt ağıt

Gönül tandırında yakılmış

Canlar getirdim

Anne nakışlı mekik dokulu

Tülbentlere dürülü

Zambak kokulu

Yüreğini getirdim size

Çam sakızı çoban armağanı

GÜLE DÜŞEN CEMRE KANAYAN ANNE

2

Ah

Beyaz dokunuşun yok mu

Nöbetlerinde varlığımın

Ayaz talanı

Göveren dudaklarıma

Gelincik alası

Parmaklarının yivinden

Geceden sağılmış süt

Çiğ çiğ yağmurları taşıyan rüzgar

Ellerin anne

Ah

Beyaz dokunuşun yok mu

Karanlığında yalnızlığın

Çiğitleşen özlemleri

Çoğalırken mezar taşları

Umut kırık boy aynası

Düşlerine yansıyan

Aklın zarını çatlatan

Nar-ı beyza

Sabaha dek yıldızlarla yıkanan

Gönül iklimi

Ellerin anne

Ah

Beyaz dokunuşun yok mu

Irmağın kuruduğu damla

Kavuştukça çoğalan gamla

Eridikçe artan ziynet

Eğirdikçe aklaşan

En çoktaki mutlak vahdet

Emekçe nasırlaşan

Sıvandıkça sırnaşılan

Kozayı açtıran

Güneşi gülümseyen

Ellerin anne

Ah

Beyaz dokunuşun yok mu

Yedi kat derininden başlayarak

İnat zamana inat

Öpsem altından ayaklarını

Gümüşü kararan

Dudaklar turap

Berisinde yol bulamam

Ötesi cennet

Ellerin anne

Ah

Beyaz dokunuşun yok mu

Bahar özlü gönlün dağlar

Geceyi kıskandırır

Saçlarına ağan yıldız kar

Buza keser

Keser karanlığı

Ay düşmüş libasına

Bürünen kış güneşi

Gelinciklere yakılan kına

Bal özü arılara

Özü bal arılara

Petek petek gülümseyen

Kardelen

Ellerin anne

Ah

Beyaz dokunuşun yok mu

Ölgün yaz sıcağında

Çavlanlarda kör düğüm saçları

Yosunlara uzanan nehir

Kıyı boyu tenha kahır

Cıkıl taşlar sitem renginde

Böğrüne böğrüne

Özlem kişlenen

Dölek eteklerinin yamaçları

Yalnızlıkla yağlanmış kekik

İncir sıcağı düşler

Yeşeren gölgelere

Sararır yaprakların

Has zeytin duldası gülüşler

Bağrına çöreklenmiş

Isırgan otu dil yarası

Orman sükutu tahtı

Bahtı yaban zeytin gölgesi

Bir el

Parmak izi

Ayşe Fatma

Kekik kokar

Aşı yapar

Sürer çelik

Sürgün verir

Ellerin anne

Ah

Beyaz dokunuşun yok mu

Su toprak ve kan

Şafak albenisinde çocuk

Başta ak

Al yanakta al

Pembeleşen kırmızı düş

Yatağında genişleyen ırmak

Suyu çekilen gözlerinde

Tuza kesmiş gülüş

Nasırlaşan dua

Ellerin anne

Ah

Beyaz dokunuşun yok mu

Aya hasret toprak

Eksilen ormanın yanında

Kızılağaç yalnızlığında

Kızılcık şurubu tadında

Sen ve çiçek

Bahar ve bahar

Al bebek gül bebek

Koklanır kundak

Ellerin anne

Ah

Beyaz dokunuşun yok mu

Yazdı

Nardan bir alın yazı

Kar yüzlü dağ ağacı

Ar kakmalı darağacı

Dalda kirazdı

Başı ayazdı

Bir akşam vakti

Kuşlar türedi

Kuşlar tünedi

Kuşlar yemlendi

Sabır samaşıklı böğürtlene

Düşen cemre

Gül renginde

Ellerin anne

Ah

Beyaz dokunuşun yok mu

Yalmancına kesilmiş bir incir

Göğermiş kozalaklarına süt sağar

Su sızar yere

Kayaların kuytuları yangın yeri

Dehlizlerde demlenen

Gönül teri kırık ışık

Yansır eyvanında

Kuruyan tohumlara

Gül nar köknar

Yıldızlardan sarkan ay

Kef tutmuş çocuk ağzı

Kuyu taş baskılı al gömlek

Bar bağlamış ayva

İncir ince belinden kırılmış

Sütünü göğe sağar

Eyvanda samanyolu

Ruhu kundaklanan

Uzak düş çocuk

Siyaha sarkan duvar

Gül nar köknar

Nara sararan bahar

Ellerin anne

Ah

Beyaz dokunuşun yok mu

Bir gece ki sabahına yakın

Sonu belli baştan yaşanacak zamanın

Dünü inci sırma bu günü uzak

Yarından daha yakın dün

Eksilen anıların gözlerine bak

Su kaya gölgesi ve kınında başak

Ufalanan kaya kanadı kırık üveyik

Göz yaşlarından arınan ölüm

Kurumuş bir tüy-lü nehir

Su kaya gölgesi ve kınında başak

Kül kınında

Düşük çocuğu harman

Kışı taşınan aksak karınca

Hep toprak renginde kadın

Ellerin anne

Ah

Beyaz dokunuşun yok mu

Düşlerin özlemlerin

Kırık boy aynası zaman

Akıl bir ölü deniz

Sise boğulan

Sağılırken sütü aşkın

Bir ateş düşer – yakar- ruhu ferahlatan

Ateş böceği oylumunca

Çıngı çıngı kıvılcım

Bitimsiz gecelerin deniz feneri

Kayan yıldızları aşka tutulan

Gök eşiğinde bekleşen

Tutulmuş kandiller

Sonsuz aydınlığı yolun haberi

Bir habercinin kıpırtısı

Muştu yüklü kelebekler

Kanatlarında ay

Çil düşmüş yüzüne

Her çil bir haber

Her haber ıslanan çöl

Bekleyişin sancıları

Can verir gibi

Bir serçenin yürek sızısı kanayan

Ellerin anne

Ah

Beyaz dokunuşun yok mu

Ab-ı hayatla bir olan göz yaşlarına

Oğul verir gibi uğuldayan başlara

Çomak sokulmuş gönül kovanlarına

Göz güherlerinden hayat bulanlara

Analık yapmayan babasına

Anasına gülmeyen sancıya

Gülün dikenini törpüleyene

Virgülün gamzesine nokta koyana

İncir sineğini iğdiş edene

Ruha açılan ölümü boğan kundağa

Şafağı şaşıran horoza

Horozu şaşıran şafağa

Ayalarında bir deniz devinen

İnci mercan bin bir lisan

Mağfiret kitabının

Besmelesi

Ellerin anne

Ah

Beyaz dokunuşun yok mu

Heceleri yanık kokan kentlerin

Yıkıntıları arasında kül emziren

Kurak geçen kış çocukları

Gözleri çöl gibi bahara kanayan

Üzüm gebesi vaha

Serap şehirler

Yaz düşü gerdeklerde

Çekilen İngiliz kumaşı perde

Çeyiz sandıklarında ölüm

Kınası kurumamış toprak

Anların kılcal damarlarında

Zamanı akan çocuk

Çilesi taşan nehir

Ellerin anne

Ah

Beyaz dokunuşun yok mu

Camlardan buğulanarak yalnızlığa sızan

Çiseleyen kül biriken gözlerinde

Nazlı olur çocuk yarası

Kayan yıldızları portakal çiçekleri

Dudağında kanayan ıslık

Köpürtür denizleri

Çiçeklerinde sıkılır suyu

Güneş yanığı çocuklar

Yanık tenli oyuncaklar

Çocuklar oyuncaklar ve…

Dudağında ninnileri kanayan

Bir deniz perisi ölü renginde

Bürünür yalnızlığı korkuya kıvrılarak

İçinde ağaran günler ıslak

Kaygıyı ışıyan güneş

Kırık sokak lambaları

Portakal renginde

Ellerin anne

İNSAN A DÜŞEN CEMRE GÜL RENGİNDE ANNE

3

Ananın şaçlarından

Zaman kirmeninde

Ak umutlarla geleceğe

Eğrilir

Çocuk

Her nazarı

Bin bir dua ananın

Gecenin gergefine

İlmek ilmek

Nakşettiğidir

Çocuk

Zamanın tarağında

An be an

Kirpiklerden sağılan

Ninnilerin

Destan olduğu

Gönül aynası gözlerde

Uyku uyku renklenen

Ebem kuşağıdır

Çocuk

Eylül vurgunu dalların

Poyraz çalığı gazellerinin

Hışırtıları arasında

Zemheriye inat

Ananınn yandığı

Bahar türküsüdür

Çocuk

DURSUN BULUT

Dursun Bulut

Yorum Yapın